; And then…

Posted on 14 Ağustos 2007

0


BİR MİSAFİRLİĞE

Bir misafirliğe gitsem,
Bana temiz yatak yapsalar;
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam...


Melih Cevdet ANDAY

ÇAYHANE
Çayhanedeki kız
		Eskisi gibi güzel değil.
Ağustos yıpratmış onu.
Merdivenlerden öyle ürkek çıkmıyor artık;
Evet, o da orta yaşa gelecek,
Ve bizlere serpiştirdiği gençlik ışığı
		Çöreklerimizi getirirken
Artık serpilmeyecek.
O da orta yaşa gelecek.
Ezra POUND
ANNABEL LEE
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.

O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,_
Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.

Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.

Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni .
Edgar Allan POE

 
ATLININ TÜRKÜSÜ
 
Kurtuba
Uzakta tek başına

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya

Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında

Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba'ya

Kurtuba
Uzakta tek başına
 
Federico Garcia LORCA
 
 
DEFNE ORMANI
 
Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri  
için felsefe yapıyorlardı, çünkü 
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; 
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için 
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini  
Köle sahipleri veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 
Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri 
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü 
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; 
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri 
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini 
Felsefe veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 
Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin 
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin 
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. 
Ekmeğin sahipsiz felsefesini 
Felsefenin sahipsiz ekmeği. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 
Hala yeşil bir defne ormanı altında. 
  
FALTAŞI

Havada kuş yok
Yaprak kıpırdamıyor
Deniz bi kalıp olmuş
Boşandı boşanacak

Çın çın ötüyor sessizlik
Gerilmiş kolum bacağım
Faltaşı gibi bekliyorum
Tıkanacağım.

HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

Benim de öyle akşamlarım vardır.
Kapıdan girince anama sarıldığım,
Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
Düşmanım yok,
Gündeliğim cebimde,
Küfretmeden
Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
Benim de öyle akşamlarım vardır.

Her gece böyle değilim.
 

SONA ERDİ HER ŞEY

Kazıdın bir taşa adını


Taş ölünceye dek
Kimse ölmeyecek


Havada ayak izleri var


Ölüm burada tükeniyor
Kar da tükeniyor


Sonsuzluğa gidiyor kuşlar


Gizemliydi ay ve yeryüzü
Sevideki korkunç bakışma

YALAN 

Ben güzel günlerin şairiyim 
Saadetten alıyorum ilhamımı 
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum 
Mahpuslara affı umumiden... 
Çocuklara müjdeler veriyorum 
Babası cephede kalan çocuklara... 

Fakat güç oluyor bu işler 
Güç oluyor yalan söylemek...

  

 
KOLLARI BAĞLI ODYSSEUS 
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 
 
1. 
Kara gemi Okeanos ırmağının  
Akıntısından kurtulup tanrısal 
Denizde Ayaye adasına varınca 
Onu kumsala çektik ve uykuya 
Dalarak tanrısal şafağı bekledik. 
Sabah sisi içinde doğan 
Gül parmaklı şafak 
Elpenor' un yüzüstü yatan ölüsünü 
Bulmuştu ilk önce kıyıda. 
Martı  leşleri ve deniz kabukları arasına 
Törenle gömdük onu kederli 
Gönülle ve yanık yüzlü şaraptan 
İçerek dinledik Kirke'yi. 
 
2. 
Tanrıçaların en tanrısalı 
Güzel belikli Kirke eyitti : 
"Sen Odysseus iki ölümlüsün 
Hades'i gördün daha yaşarken 
Güneş doğmayan neşesiz ülkeyi 
Günlerce karanlıkta kaldın 
Çünkü İthaca yaşatıyordu seni 
Tanrısal denizde ordan oraya 
Bin yıldır aradığın ada... 
Konağının sarsılmaz temeli 
İkarios kızı Penelopeia 
Ve erdemli dölün Telemakhos 
Bütün ülkün ve sevgin olan İthaca." 
 
3.  
İyi dinle söyleyeceklerimi 
Her şeyi olduğu gibi anlatacağım sana 
Ki yeni uğursuzluklar yüzünden 
Denizler ortasında kalma bir daha. 
Önce Sirenlere rast geleceksiniz 
Koruyun onlardan kendinizi 
Yabansı ezgilerle büyüleneceksin 
Ordan çarçabuk uzaklaşmalı ki 
Büsbütün yok  olmasın İthaca. 
Sirenleri aştıktan sonra kürekçilerin 
İki yol çıkacak karşına birden 
Acaba bunlardan hangisi? 
Artık onu orda sen bileceksin!" 
 
4. 
Oysa İthaca'yı hiç görmemiştim 
Penelopeia yoktu, Telemakhos da, 
Ama İthaca kafamda onlardan kurulu idi. 
Tanrıçaların en tanrısalı 
Kirke'nin bile söyleyemediği 
Bu yolu bulup geçeceğim; 
Ama ne denli güç olursa olsun 
Bilerek varmak istiyorum şimdi 
Sirenlerin ezgilerini dinleyeceğim 
Dedim ve büyük bir mum peteğini 
Tunç hançer ucu ile ezdim çabucak 
Tıkadım kürekçilerin kulaklarını bir bir 
Orta direğe bağlattım kendimi. 
 
5. 
Kürekçilerim hasatsız denizi 
Köpürttüler kürekleriyle, 
Tez yürüyüşlü gemi gün batarken 
Ulaştı Sirenlerin adasına, 
Yüreğim kopacak gibiydi 
Kanatlanıp uçacak gibiydi, ama 
Sirenlerin izi bile yoktu ortada. 
Yalnız bir ezgi, ta derinden 
Ta içerimden gelen bir ezgi 
Başladı yavaş yavaş yükselmeye; 
O yabansı, o büyülü türküleri ben 
Söylüyordum sağır gemicilere 
Yalnız ben duyuyordum Sirenleri. 
Kirke, bilge tanrıça, selam sana! 
Sağ salim geçtim kendimi. 
  
                         Melih Cevdet ANDAY
Posted in: Edebiyat