I will always know, what I feel

Posted on 26 Ocak 2015

0


Dubrovnik’teyim, kale surlarının üzerinde gün batımını izlemişim, otele dönmeden yemeğe geçtiğimden ekşi bir koku var üzerimde, ter toz karışık. Yemek güzel, deniz ürünleri olan salata, zeytinyağına bayılırım zaten, taze kekik koymuşlar, balzamik sirke mükemmel. Müzik 22:00’de başlayacaklar dediklerinden dolanıyorum başı boş, magnet bakıyorum, hediyelik eşya bakıyorum, çok hoş el yapımı görünümlü Çin malı bir çanta alıyorum yöreye özel, birkaç magnete dünyanın parasını veriyorum. Ve bakıyorum ki boş masa kalmamacasına dolmuş sokak. Kale içi bir barın sokağa attığı iki-üç kişilik masalarda ortada mum, şaraplar söylenmiş, müzik bekleniyor. Duvar kenarında dikilmeye başlıyorum, belim ağrımış, yaslanıyorum, duvar sıcacık. Garsondan soda istiyorum. İçinde taze nane, limon dilimi ve 5 nar tanesi var, bolca buz koymuşlar. İlk yudumumu aldım, akor ayarlamaları bitti, violin intro tamam, şarkıya geçildi.

Tek başıma, duvar dibinde bağıra bağıra, hoplaya zıplaya şarkıya eşlik ediyorum. Gram yorgunluk yok, enerji, mutluluk, neşe fışkırıyor benden, etrafa ışık saçıyorum, dağınık saçlarımı sallaya sallaya dengemi bile kaybediyorum, üzerimdeki yazlık elbise tiril tiril, her sıçrayışımda benimle uyum içinde salınıyor, sandaletlerim çok ses çıkartıyor ama umrumda değil, kocaman gülümsem ve çok çirkin sesimle birlikte şarkıyı sonuna kadar ezberden söylüyorum. Bittiğinde masadakiler dönüp beni de alkışlıyorlar, bardağımı kaldırıp onları selamlıyorum, heyecanla sonraki şarkıyı bekliyorum.

Çok özledim, çooooook özledim. Yazı, gezmeyi, Avrupa’yı, müzik dolu akşamları, ince yazlık kısa elbiselerimi, sandaletimi, jazz’ı, yabancı olmayı, yalnız dolaşmayı :(((